20 Eyl 2026 10:13

Bölge ülkeleri «güçlü İran» ile birlikte hareket etsin; NPT'den çekilme seçeneği masada

Bölge ülkeleri «güçlü İran» ile birlikte hareket etsin; NPT'den çekilme seçeneği masada

İran'ın bölge ülkelerinin güçlü bir İran'la birlikte hareket etmesi gerektiği yönündeki mesajı öne çıktı. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) çekilme seçeneğinin de gündemde olduğu belirtildi.

1- İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'na ilişkin bölgesel bir anlaşmaya yönelik toplantı yapılması planlanıyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, anlaşmaya ulaşmak için gerekli garantilerin oluşturulması amacıyla toplantının ertelendiğini açıkladı. Bu ertelemenin nedenini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 İran ile Umman uzun süredir, Fars Körfezi'nin kapasitesine dayalı bir anlaşma üzerinde çalışıyor. Bu anlaşmanın özellikle Fars Körfezi'ndeki ticari gemilerin seyir, trafik ve geçişlerine ilişkin düzenlemeleri kapsaması öngörülüyor. Konu uzun zamandır iki taraf arasında görüşülüyor ve değerlendiriliyor.

Fars Körfezi  Savaşı ve Ramazan Savaşı'nın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı meselesi ciddi biçimde takip ediliyor. Burada bir noktayı açıklamak gerekiyor: Günümüzde jeopolitik, güç üretiminde son derece önemli bir rol oynuyor. Bugün ülkemizin güç üreten en önemli unsurlarından biri jeopolitik konumumuzdur. Hürmüz Boğazı da güç üretme açısından eşsiz bir kapasiteye sahiptir.

İran bu güç üretme kapasitesinden azami ölçüde yararlanmak istiyorsa -ki İslam Devrimi Lideri'nin Fars Körfezi Günü'ndeki açıklamalarında da bu husus özellikle vurgulanmıştır- Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın sunduğu imkanları güç üretme amacıyla kullanmalıdır.

Hürmüz Boğazı'ndaki uygulamaların koordinasyonunu sağlamak ve bu konudaki iş birliğini geliştirmek amacıyla İran hükümeti bu süreçte Ummanlılarla çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Sonunda gemilerin seyir güzergâhları konusunda anlaşmaya varıldı.

Biz, bölge dışındaki ülkelerin Hürmüz Boğazı'nın işleyişine müdahale etme hakkı olmadığına inanıyoruz. Özellikle trafik, geçiş ve bugün Hürmüz Boğazı'nın İran açısından eşsiz bir fırsat olarak sunduğu diğer konularda, bölge ülkelerinin meşru haklarına da riayet edilmesi gerekiyor.

Bu anlaşma artık son aşamaya gelmişti. Tahran'da hükümet, Silahlı Kuvvetler ve İslam Cumhuriyeti'nin diğer kurumlarıyla koordinasyon içerisinde bu konuda çok sayıda görüşme yürüttü. Anlaşmanın Maskat'ta resmen ve kamuoyuna açık şekilde duyurulması planlanıyordu. Ancak Umman tarafı, anlaşmanın ertelendiğini açıkladı.

2- Bu karar yalnızca anlaşmaya ulaşılması ve taraflar arasında uzlaşı sağlanması gereğinden mi kaynaklanıyor, yoksa bazı bölge ülkelerinin ve ABD'nin baskı ve kaygılarının da bunda etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Umarız bölge ülkeleri hiçbir zaman Amerikalıların bölgedeki çıkarlarını gözetmeye yönelmez. İran, Amerikalıların yeniden Fars Körfezi bölgesine dönmesine kesinlikle izin vermeyecektir.

İran, Ramazan Savaşı'nın ardından jeopolitiğin ülkenin güç üreten unsurlarından biri olduğu anlayışıyla hareket ederek Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın geçmişteki koşullara dönmesine izin vermeyecektir.

Fars Körfezi'nin güney kıyısındaki komşu ülkelerin, güçlü bir İran'la birlikte hareket etmeleri ve politikalarını güçlü İran'la uyumlu hale getirmeleri gerektiğini anlamalarının zamanı gelmiştir.

İran, Ramazan Savaşı'nın ardından halk desteğine dayalı güç, Silahlı Kuvvetler, jeopolitik konum, iç birlik ve bütünlük gibi çok önemli güç unsurlarından yararlanarak, tehditlerini gerçeğe dönüştürebilecek kapasiteye sahip olduğunu başta Amerikalılar olmak üzere tüm dünyaya kanıtladı ve bunu önemli bir hedef olarak sürdürüyor. Bugün dünya da bu gerçeği anlamış durumda.

Bir zamanlar büyük bir güç gösterisi ve gürültüyle hareket eden Amerikalılar dahi artık İran İslam Cumhuriyeti'nin tehditlerini gerçeğe dönüştürme kapasitesine sahip olduğunu ve bunu dünyaya gösterdiğini anlamış durumda.

Dolayısıyla geçmişte kalmış bazı davranışlara geri dönme girişimleri artık sona ermiş kabul edilmelidir. İran İslam Cumhuriyeti buna bir daha izin vermeyecektir.

Umman'ın, Maskat'ta Fars Körfezi'nin güney kıyısındaki bazı ülkelerin katılımıyla bu anlaşmayı duyurması ve herkesin bundan haberdar olmasını sağlaması planlanıyordu. Ancak bu gerçekleşmedi.

Umarız Amerikalıların Umman'ın bu kararında herhangi bir rolü yoktur. Çünkü böyle bir durumun varlığına ilişkin bilgi edinir ve Ummanlıların bu adımı Amerikan baskısı veya etkisi altında attığından emin olursak, bunun dostumuz, komşumuz ve kardeşimiz Umman'ın, bölgenin ve özellikle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği açısından hiçbir şekilde faydalı olmayacağını düşünüyoruz.

İran ile Umman, uzun süredir Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilerin seyir ve deniz trafiğinin düzenlenmesine yönelik bir anlaşma üzerinde görüşmeler yürütüyor. Hürmüz Boğazı, İran'ın sahip olduğu önemli jeopolitik ve güç unsurlarından biridir. Bölge dışı ülkeler, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği ve geçişlere ilişkin konulara müdahale etmemelidir.

İran, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin ve geçişlerin geçmişteki düzene dönmesine kesinlikle izin vermeyecektir. Bu güzergâhın artık eskisi gibi güvenli bir güzergâh olması mümkün değildir. İran, geçiş güzergâhının kendi ulusal çıkarları temelinde belirlenmesi konusunda kararlıdır.

3- Bölgedeki önemli gelişmelerden biri de Yemen cephesi ve Ensarullah'ın bölgesel dengelerdeki rolü. Bu cephede Ensarullah'ın ilerleyişi, Babülmendep'in kontrolünü ele geçirmesi ve Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırısı gibi önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yemen'deki direniş hareketinin güçlenmesi karşı cephe açısından ne gibi sonuçlar doğuracaktır?

Direniş cephesi, bölgenin coğrafyasına yayılmış, birleşik, bütünlüklü, gelişmiş ve genişleyen bir cephedir. Direnişin çok sayıda düşmanı vardı ve hâlâ var. Ancak bugün İslam dünyası direnişe, güç üreten bir kapasite olarak bakıyor. Gerçek de budur.

Bugün Yemen'de Ensarullah, Lübnan'da daha güçlü ve daha hazırlıklı bir Hizbullah ve Irak'ta direniş grupları var.

Irak'taki bazı direniş gruplarıyla yaptığımız bir görüşmede silah meselesini de ele aldık. Direniş gruplarından birinin komutanı şu ifadeyi kullanıyordu:

“Direnişin silahı dinin silahıdır; merciliğin silahıdır; İslam ümmetinin onur ve kudretinin silahıdır.”

Bu silah, şu veya bu kişinin alacağı kararla yere bırakılacak bir şey değildir.

Bir gerçeği açık ve net biçimde ifade etmek istiyorum: Lübnan'da Hizbullah'ın, Irak'taki direniş gruplarının silahsızlandırılması, bu grupları tanıdığımız kadarıyla gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayaldir.

Allah'ın izniyle direniş cephesinin kapasitesi, hazırlığı ve gelişmişlik düzeyi her geçen gün daha da artmaktadır.

Bugün direnişin sembollerinden ve İslam cephesinin güç üreten unsurlarından biri olan Ensarullah, birçok kişinin mümkün olduğuna inanmadığı kazanımlar ve başarılar elde ediyor.

Bir örgüt veya hareket ilahi ve dini bir düşüncenin doğrultusunda; sabır, planlama, doğru ve akıllı adımlar atarak ve kendi iç kapasitesine dayanarak hareket ettiğinde, tüm bu unsurlar onun gelişmesinin zeminini oluşturur.

Ensarullah bugün yerli imkanlardan ve inançlı, fedakâr kadrolardan yararlanarak İslam cephesi, direniş cephesi ve Yemen halkı için önemli kazanımlar elde etti.

İran, tehditlerini hayata geçirme kapasitesini kanıtladı ve dünya, özellikle de ABD, İran'ın bu kabiliyetinin farkına vardı. İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı'nın geçmişteki koşullara dönmesine izin vermeyecek. Bu bölgedeki deniz trafiği ve geçişlerin nasıl yürütüleceği İran'ın ulusal çıkarları doğrultusunda belirlenmelidir.

Bizim değerlendirmemize göre bu, büyük bir hareketin başlangıcıdır. Dünya gelecekte direniş cephesinin genel anlamda çok daha büyük başarılarına tanık olacaktır. Bu hem Lübnan hem de direniş cephesinin diğer müttefikleri için geçerlidir.

Amerikalılar da dini düşünceye ve halk iradesine dayanan bölge halklarının, özellikle de direniş cephesinin iradesi karşısında başarı elde edemeyeceklerini artık anlamış olmalıdır.

Bugün direniş cephesi bulunduğu tüm alanlarda ve coğrafyalarda önemli başarılar elde ediyor. Allah'ın izniyle gelecekte Yemen'de de daha büyük başarılara tanık olacağız. Bugün Ensarullah'ın elde ettiği benzersiz ve dikkate değer kazanımlar bunun açık bir göstergesidir.

4- Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik politikasını sürdürmesinin bu ülke ve bölgesel dengeler açısından ne gibi sonuçları olacaktır?

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Amerikalılar geçmişte Ensarullah'ı mutlaka sınamış, hareketin gücünü, büyüklüğünü ve kapasitesini görmüştür.

Eğer yeniden bir hesap hatasına düşerlerse, ağır ve yıkıcı darbeleri göze almaları gerekecektir. Çünkü bugün bu kapasite Ensarullah'ta mevcut. Özellikle de Ensarullah'ın kontrolünde bulunan Babülmendep'in benzersiz stratejik konumu bu kapasiteyi daha da güçlendiriyor.

Suudi Arabistan'a da resmi ve kabul edilmiş sınırlarına dönmesini tavsiye ediyoruz.

Suudi Arabistan'ın Yemen'e askeri müdahalede bulunması, Yemen halkına ait toprakları işgal etmesi, orada büyük sorunlara yol açması ve Müslüman bir ülkeyi kuşatma altında tutması için hiçbir gerekçe yoktu ve yoktur.

Suudi Arabistan ve bu denkleme dahil olan bazı ülkelerin en başından itibaren yaptığı büyük hata buydu. Bu vahim hataya mümkün olan en kısa sürede son verilmelidir.

ABD, yıllar boyunca verdiği taahhütlere uymadı ve müzakere ilkelerine ve kurallarına bağlı kalmadı. Bu nedenle, davranışını değiştirdiğini somut olarak ortaya koymadığı sürece ABD ile müzakere etmenin bir anlamı yok.

Tarihi ve medeniyeti köklü, ayakta duran Müslüman bir ülke olan Yemen'e müdahale etmek ve halkını ekonomik, siyasi ve askeri kuşatma ve baskıyla karşı karşıya bırakmak stratejik bir hataydı. Bu, ilk günden itibaren yanlış bir adımdı.

Şimdi de resmi ve kabul edilmiş sınırlarına dönmeli, bu stratejik hataya son vermeli ve bu girişimin başından beri yanlış olduğunu kabul etmelidirler.

Bazı güçlerin sunduğu yanlış analizlerin, hatalı bilgilerin ve gerçek dışı desteklerin etkisiyle bu yolu sürdürmek isteyebilirler. Ancak bunun, Yemen konusunda hesap hatası yapan ülkeleri daha fazla yenilgiyle karşı karşıya bırakacağı açıktır.

Bugün, Yemen cephesindeki kardeşlerimizin yıllarca süren sabır, direniş, mücadele, planlama ve yaşadıkları zorluklara rağmen büyük başarılara ulaşmış olmalarından dolayı Allah'a şükrediyoruz.

Bu, direniş cephesinin gücünün bir parçasıdır. Nasıl ki Yemen'deki kardeşlerimiz bu kuşatmayı kırarak son derece stratejik mevzilere ulaştılarsa, Hizbullah, Ensarullah ve diğer direniş gruplarında da bu mücadeleyi ve yolu sürdürme iradesi vardır. Allah'ın izniyle daha büyük kazanımlar elde edeceklerdir.

Karşı tarafa da şunu öneriyoruz: Resmi ve kabul edilmiş sınırlara dönmek bu meselenin sona ermesini sağlayabilir.

Aksi halde, cesur ve kahraman Ensarullah'ın ve sabırlı, yiğit Yemen halkının Yemen topraklarının tek bir metresinin bile yabancıların işgali altında kalmasına izin vereceğini sanmıyorum.

5- Bölgedeki gelişmelerden ve Yemen cephesinden uzaklaşıp ulusal güvenlik ve dış politikayla ilgili önemli konulardan birine gelecek olursak; son aylarda İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesi konusu bazı milletvekilleri ve siyasi çevreler tarafından yeniden gündeme getirildi. Bu konu daha önce de çeşitli dönemlerde tartışılmış ancak fiili bir çekilme kararına dönüşmemişti. Mevcut koşullar dikkate alındığında, bu kez söz konusu tartışmaların geçmişe kıyasla daha ciddi değerlendirilmesi mümkün mü?

Ne yazık ki uzun zamandır Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı siyasi bir kulübe dönüşmüş ve teknik ve uzmanlık alanındaki görevlerinden uzaklaşmıştır.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bugün artık kuruluş amacına uygun şekilde teknik ve profesyonel bir kuruluş rolünü yerine getirmiyor. Bunun yerine ABD gibi güçlerin hakimiyet ve baskı aracı haline gelmiş durumda.

Defalarca ve farklı dönemlerde Ajansın hegemon güçlerin elinde bir araç haline gelmemesi gerektiğini vurguladık.

Ajansın kendi tüzüğü uyarınca son derece önemli ve belirleyici görevleri bulunuyor. Ancak ne yazık ki yıllar boyunca bu görevlerini yerine getirmedi.

6- Ajans mevcut yaklaşımını sürdürür ve yükümlülüklerini yerine getirmezse, NPT'den çekilmek İran'ın önündeki seçeneklerden biri olabilir mi?

Arkadaşlarımızın NPT'den çekilmeye yönelik tasarılar hazırlamış olması doğrudur. Bu konuda tasarılar hazırlanmış ve çok sayıda milletvekilinin imzasıyla “NPT'den Çekilme Tasarısı” başlığı altında hem İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu'nda hem de Meclis Kanunlar Başkanlığı'nın sisteminde yer almıştır.

Ancak bunun, İran İslam Cumhuriyeti'nin bugün NPT'den çekilme kararı aldığı anlamına gelmesi için İslam Cumhuriyeti'nin kurumları arasında ortak bir irade, koordinasyon ve tek bir kararın oluşması gerekir.

Eğer bir gün İslam Cumhuriyeti'nin kurumları, NPT üyeliğinin artık hiçbir fayda sağlamadığına ve İran halkının çıkarlarına hizmet etmediğine, aksine ülkeye zarar verdiğine karar verirse, İran İslam Cumhuriyeti güvenlik ve ulusal çıkarlarını savunma ilkesi doğrultusunda gerekli kararları mutlaka alacaktır.

Amerikalılar bugüne kadar ne yazık ki müzakere masasını ve anlaşmayı doğru anlamadıklarını veya kabul ettikleri yükümlülüklere uymaya yanaşmadıklarını gösterdiler.

Bu nedenle Amerikalılar İran halkının çıkarlarına ve özellikle kabul ettikleri taahhütlere dönmedikleri sürece, müzakere ve diyaloğu yeniden gündeme getirmenin ne anlamı var?

Neden müzakere ilkelerinin hiçbirine bağlı olmayan bir ülkeyle yeniden masaya oturalım?

Neden verdiği sözlere ve anlaşmalara uymayan bir ülkeyle görüşelim?

Neden yalnızca kendi çıkarlarını gözeten bir ülkeyle müzakere edelim?

Ve neden yıllar boyunca halkımıza karşı çok sayıda suç işlemiş bir ülkeyle yeniden müzakere masasına oturalım?

ABD'nin İran halkına karşı işlediği suçlar gerçekten utanmazcaydı. Örneğin ABD'nin Lamerd, Minab ve Kuhestek'teki eylemleri tam anlamıyla utanmazca, saldırgan ve tüm uluslararası ilkelerle, hatta savaş hukukuyla dahi çelişen uygulamalardı.

Burada iki önemli nokta var.

Birincisi, ABD verdiği sözlere ve anlaşmalara bağlı değil, hiçbir ahlaki ilkeye de bağlılık göstermiyor.

Doğal olarak bir ülke ne uluslararası hukuk ve ilkelere bağlıysa ne de yükümlülüklerini ve anlaşmalarını yerine getiriyorsa; ayrıca saldırgan ve utanmazca davranışlar sergiliyor, ahlaki ilkeleri ve hatta savaş hukukunu dahi hiçe sayıyorsa, böyle bir ülkeyle müzakere etmenin hiçbir faydası yoktur.

Ancak karşı taraf pratikte davranışını değiştirdiğini veya değiştirme niyetinde olduğunu ortaya koyar, geçmişinden pişmanlık duyduğunu gösterir ve bu yanlış davranışları bir daha tekrarlamayacağını kanıtlarsa durum farklı olabilir.

Buna karşılık İran İslam Cumhuriyeti yıllar boyunca iyi niyetini kanıtlamıştır.

Trump, defalarca ABD'nin savaşı kazandığını söyledi. Ancak sahada, İran'ın teslim olması, bölünmesi ve yönetiminin devrilmesi yönünde açıklanan hedeflerin gerçekleşmediği görülüyor. ABD'nin bölgeden geri çekilmesi ve Hürmüz Boğazı çevresindeki dengelerin değişmesi, Washington'ın savaşta açıkladığı hedeflere ulaşamadığını gösteriyor.

Elbette defalarca söylediğimiz gibi, kurnaz ve hilekâr bir düşman karşısında yalnızca güç diliyle konuşmak gerekir. Bugün ABD'nin anladığı, hissettiği ve gördüğü şey de budur.

Amerikalılar yalnızca güç dilini anlıyor ve bir milletin cesaretini çok iyi kavrıyor. İran da bunu onlara gösterdi.

Dolayısıyla Amerikalıların davranışlarını değiştirdiğine veya değiştirme sürecine girdiğine, İran halkının ulusal çıkarlarına saygı duyduğuna ve üstlendikleri yükümlülükleri eksiksiz biçimde yerine getireceğine kanaat getirmediğimiz sürece, ABD ile diyalog ve müzakerenin hiçbir anlamı olmayacaktır.

7- Aynı konu çerçevesinde, ABD'li yetkililerin İran'la olası bir anlaşmaya ilişkin son açıklamaları da gündemde. Donald Trump son açıklamasında İran'ın ne pahasına olursa olsun bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu iddia etti. Trump'ın bu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump gibi bir kişinin sözlerini analiz etmek ve değerlendirmek gerçekten zaman kaybıdır. Onun açıklamalarına fazla önem vermemek gerekir.

Daha bu süre içerisinde bu kişi savaşta 66 kez zafer kazandığını iddia etti. Son derece istikrarsız, gerçeklikten kopuk, narsist ve yalancı biridir. Eğer Trump bir gün yalan söyleyecek söz bulamazsa, belki bir kez doğruyu söyler; o da mutlaka bizim duymak istediğimiz şey olmayabilir.

Bu davranışlar ABD'nin ve bu ülkenin başkanının içine düştüğü gerilemenin yanı sıra Amerikalıların zayıflığını, yenilgisini ve çaresizliğini gösteriyor.

Trump'ın neden böyle açıklamalar yaptığına gelince; bunun nedeni ortaya koyabileceği bir başarı tablosunun bulunmamasıdır.

Trump bir dönem, İran İslam Cumhuriyeti'ni teslim olmaya, parçalanmaya ve rejim değişikliğine zorlamak amacıyla bir savaş başlattığını açıkladı. Aynı zamanda füze programı, bölgesel politikalar ve nükleer meseleye odaklanacağını söyledi.

Trump, İran'ın füze, bölgesel ve nükleer meselelerinden vazgeçmesi gerektiğini, aksi halde ABD'nin İran'ı teslim olmaya, parçalanmaya ve rejim değişikliğine sürükleyeceğini iddia ediyordu.

Trump ayrıca İran'la üç günlük bir savaştan söz ediyor ve bu savaşın ABD açısından Venezuela'daki savaştan bile daha kolay olacağını öne sürüyordu.

News ID 1938650

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha